Sır saklamak bir irade imtihanıdır Bu imtihanı kazanmayan hayatta hiçbir imtihanı kazanamaz | Hazreti Ali

20 Temmuz 2016 Çarşamba

İŞİN EHLİ OLANLARA VERİLMEMESİ VE İŞ HAYATINDA KUL HAKKINA GİREN DAVRANIŞLAR

Günümüzde en mühim meselelerden bir tanesi işin ehli olan kimselere verilmemesidir yüce Allah kuranı kerimde nisa suresinde işin ehli olanlara verilmesini emreder nitekim sevgili peygamber efendimiz sallahu aleyhi ve selem efendimiz ise hadisi şeriflerinde işin ehli olanlara verilmesini bildiriyor

22 Haziran 2016 Çarşamba

İMAMI AZAM EBU HANİFENİN TİCARETTEKİ DÜRÜSTLÜĞÜ


Büyük bir ilim adamı olan Ebu Hanife aynı amanda kumaş ticaretiyle uğraşan bir esnaftı.Bir akşam üzeri dükkanına iki müşteri geldi.Kumaş toplarından birini beğendiler;fakat kumaşları ancak sabah alabileceklerini,parasınıda sabah ödeyeceğini söyleyerek ayrıldılar. Sabah olunca dükkana erkenden gelen başka bir müşteri tezgahın üzerindeki kumaşı beğendi ve almak istedi.Ebu Hanife,"Bu kumaş satıldı.Siz başka bir kumaşa bakın." diyerek adamın isteğini geri çevirdi.Ancak adam o kumaşıiki kat para vererek almak istedi.Ebu Hanife,tekrar "Bu kumaş satıldı" diyerek teklifi reddetti. Müşteri ısrarlıydı ve bu defa kumaşın değerinin üç katı para teklif etti.Bunun üzerine Ebu Hanife,"İsterseniz değerinin yüz katını verin,yinede bu kumaşı size veremem.Çünkü ben bu kumaşı başka müşterilere sattım,sözümden dönemem." diyerek adamın isteğini geri çevirdi.

25 Mayıs 2016 Çarşamba

ÜÇ SUAL BİR CEVAP

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'ye felsefecilerden bir grup geldi. Suâl sormak istediklerini bildirdiler. Mevlânâ hazretleri bunları Şems-i Tebrîzî'ye havâle etti. Bunun üzerine onun yanına gittiler. Şems-i Tebrîzî hazretleri mescidde, talebelere bir kerpiçle teyemmüm nasıl yapılacağını gösteriyordu. Gelen felsefeciler üç suâl sormak istediklerini belirttiler, Şems-i Tebrîzî;

-Sorun! buyurdu.
İçlerinden birini başkan seçtiler. Hepsinin adına o soracaktı.

Sormaya başladı:
-Allah var dersiniz, ama görünmez, göster de inanalım.
Şems-i Tebrîzî hazretleri;
-Öbür sorunu da sor! buyurdu.
O;
-Şeytanın ateşten yaratıldığını söylersiniz, sonra da ateşle ona azâb edilecek dersiniz hiç ateş ateşe azâb eder mi? dedi.
Şems-i Tebrîzî;
-Peki öbürünü de sor! buyurdu.
O;
-Âhirette herkes hakkını alacak, yaptıklarının cezâsını çekecek diyorsunuz. Bırakın insanları canları ne istiyorsa yapsınlar, karışmayın! dedi.
 
Bunun üzerine Şems-i Tebrîzî, elindeki kuru kerpici adamın başına vurdu. Soru sormaya gelen felsefeci, derhâl zamânın kâdısına gidip, dâvâcı oldu.
Ve;
-Ben, soru sordum, o başıma kerpiç vurdu. dedi.
Şems-i Tebrîzî;
-Ben de sâdece cevap verdim. buyurdu.
Kâdı bu işin açıklamasını istedi. Şems-i Tebrîzî şöyle anlattı:
- Efendim, bana Allahü teâlâyı göster de inanayım, dedi. Şimdi bu felsefeci, başının ağrısını göstersin de görelim.
O kimse şaşırarak;
- Ağrıyor ama gösteremem, dedi.
Şems-i Tebrîzî;
- İşte Allahü teâlâ da vardır, fakat görünmez. Yine bana, "şeytana ateşle nasıl azâb edileceğini" sordu. Ben buna toprakla vurdum. Toprak onun başını acıttı. Hâlbuki kendi bedeni de topraktan yaratıldı. Yine bana;"Bırakın herkesin canı ne isterse onu yapsın. Bundan dolayı bir hak olmaz." dedi. Benim canım onun başına kerpici vurmak istedi ve vurdum. Niçin hakkını arıyor? Aramasa ya! Bu dünyâda küçük bir mesele için hak aranırsa, o sonsuz olan âhiret hayâtında niçin hak aranmasın?" buyurdu.
Felsefeci, bu güzel cevaplar karşısında mahcûb olup, söz söyleyemez hâle düştü.