Sır saklamak bir irade imtihanıdır Bu imtihanı kazanmayan hayatta hiçbir imtihanı kazanamaz | Hazreti Ali

13 Nisan 2020 Pazartesi

BOŞANMA İLE İLGİLİ SORULAR VE CEVAPLAR


1)TALAK HAKKI KAÇTIR? BOŞANMAK KAÇ TALAKLA OLUR?
Boşama iki keredir. Her ikisinden sonra ya iyilikle evlilik içinde tutmak veya güzellikle serbest bırakmak gerekir. Allâh’ın koyduğu kurallara uymamalarından korkmadığınız sürece onlara verdiğiniz mehirden hiçbir miktarı geri almanız sizin için helâl olmaz. Eğer Allâh’ın kurallarına uymamalarından korkarsanız, kadının evlilikten kurtulmak için verdiği meblâğda taraflara bir vebal yoktur. Bunlar Allâh’ın koyduğu kurallardır, bu sebeple onları çiğnemeyin. Her kim Allâh’ın koyduğu kuralları çiğnerse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir.” Bakara, 229
Câhiliyede talak sayısı, yani erkeğin kadını boşaması hususunda belli bir sayı yoktu. Kişi karısını defalarca boşardı. Asr-ı saâdette bir kişi hanımına kızıp
-Ben seni ne tutarım, ne de başkasına helâl olman için bırakırım.” dedi. Bunu da; “Boşarım, iddetin bitmesine yakın vazgeçer, tekrar geri alırım.” diyerek açıkladı.
Bu durum, kadın için geleceğine dair umutsuzluk ve kedere düşmesine sebebiyet vereceğinden, mağdur kadın, endişesini Peygamber Efendimiz’e iletti. Bu hâdise üzerine Cenâb-ı Hak, bu âyet-i kerîmeyi inzal etti.
Bu âyet, kadın için büyük rahmet olmakla birlikte, talâk’ın keyfî olarak kullanılamayacak kadar ehemmiyetli olduğunu, bu hususta dikkatli olunması gerektiğini göstermektedir.
Sünnete uygun boşama hakkı, her biri, kadının aybaşı hâlinde olmamak üzere üçtür. Bir temizlik içinde ancak bir boşama hakkı kullanılabilir. Âdet döneminde boşamak, mekruh olmakla birlikte geçerlidir. Erkek, âdet döneminde eşini boşadığı için günahkâr olmuştur.
Eğer kadın kocasının kendisini boşamasını ister ve boşanma dâvâsını kendisi önce açarsa, eşinden mehir talep edemez. Eşine mehrini verir ve kendisini boşamasını ister. Günümüzde bu hususa dikkat edilmeyip, boşanma davasını açan kadın, ayrıca mehir talebinde de bulunmaktadır.
2)HÜLLE NEDİR NASIL YAPILIR NE ZAMAN GEREKLİDİR?
İkinciden sonra koca eşini bir daha boşarsa, bundan sonra kadın, boşayandan başka bir koca ile evlenmedikçe ona helâl olmaz. İkinci koca da onu boşarsa, birinci kocası ile bu kadının, Allâh’ın kurallarına riâyet edeceklerini zannederlerse, tekrar evlilik hayatına dönmelerinde bir sakınca yoktur. Bunlar Allâh’ın kurallarıdır, bilmek isteyenler için onları açıklamaktadır.” Bakara, 230
Hülle veya tahlîl, üç kere boşanmış kadını, boşayan koca ile yeniden evlenmesini sağlamak üzere bir başka erkekle -nikâh akdinden ve cinsî münasebetten sonra hemen boşaması şeklinde anlaşarak (muvâzaalı olarak) evlendirmek sûretiyle gerçekleşmektedir.
Böyle bir evlenme, en azından niyetlerde bir “geçici evlenme”dir ve geçici evlenme, Sünnî İslâm’da câiz değildir. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- samimî ve evlilik içinde yaşamak niyetiyle olmayıp, tahlîl (hülle) niyetiyle yapılan evliliğin câiz olmadığına,“bu evliliği yapan erkeğe kiralık koç”diyerek ve“hem bu kiralık koçun hem de buna râzı olan kocanın lânetlendiklerini” bildirerek işaret etmiştir. (İbni Mâce, Nikâh, 33; Müsned, I, 83 vd.; Ebû Dâvûd, Nikâh, 16)
3)KADIN HANGİ ŞARTLARDA BOŞANMA İSTEYEBİLİR?
Kadınları boşadığınızda, onlar da bekleme sürelerini doldurduklarında ya onlarla yeniden evlenip iyilikle tutun ya da iyilikle serbest bırakın. Onları zarar vererek haklarını çiğnemek için nikâh altında tutmayın. Bunu yapan bilsin ki, kendine haksızlık etmiştir. Allâh’ın âyetlerini sakın alaya almayın. Allâh’ın size bahşettiği nîmetleri, Kitap’tan ve hikmetten size öğüt vermek üzere gönderdiklerini dilinizden düşürmeyin. Allah’tan korkun ve bilin ki Allah her şeyi bilmektedir.” Bakara, 231
Kocaların, boşama haklarını kötüye kullanarak sevmedikleri veya kendilerini sevmeyen, iyi geçimi ve mutluluğu paylaşamadıkları eşlerini, sırf onlara zarar vermek, intikam almak, başkalarına yâr etmemek için nikâh altında tutmaları, bu âyette yasaklanmış; bunu yapanların yalnızca eşlerine değil, kendilerine de zulmetmiş olacakları bildirilmiştir.
Evet, kendilerine zulmetmiş olmaktadırlar; çünkü eşler “kendilerinden” olan din ve insan kardeşleridir. Geçimsizlik ve nefret içinde yürütülen bir evlilik, taraflar ve yakınları için dünya cehennemidir. Çarpışan iki testiden biri kırılırsa, diğeri de içinden çatlar. İnsanlara zarar verenler, bu dünyada olmazsa ebedî âlemde bunun hesabını vereceklerdir. Ayrıca evlilik birliğinden zarar gören, zarar görmesine rağmen kocası tarafından boşanmayan kadınların hakemlere ve hâkime başvurarak boşanma hakları vardır. (Nisâ, 35)
4)BOŞANAN EŞLER TEKRAR EVLENEBİLİR Mİ?
Kadınları boşadığınızda, onlar da bekleme sürelerini tamamladıklarında, aralarında mâkul ve meşrû ölçülerde rızâlaştıkları takdirde, boşayan kocalarıyla yeniden evlenmelerine engel olmayın. Bu söylenenler, içinizden Allâh’a ve âhiret gününe îman edenlere verilen öğüttür. Bunlar sizin için en iyi iç ve dış temizliği sağlayan öğütlerdir. Tam mânâsıyla bilen Allah’tır, siz ise bilmezsiniz.”Bakara, 232
Bu âyet-i kerîmenin iniş sebebi şudur: Mâkil bin Yesar, kız kardeşini boşayan adamın, tekrar gelip kız kardeşini istemesi üzerine, buna aslâ izin vermeyeceğini söyler. Kardeşinin boşanması gururunu rencide etmiştir. Hâlbuki kız kardeşinin eşi iyi bir adamdır. Bu hâdise üzerine bu âyetler nâzil olur. (Buhârî, 5130)
Bu âyet-i kerîme, boşanan kadın ve erkeğin, yakın akrabalarına ve onlara tekrar evlenmemeleri hususunda baskı uygulayanlara bir îkaz niteliğindedir. (Üç talâk olmadan) boşanan çiftler, bir müddet sonra aralarında anlaşarak tekrar birleşmek isteyebilirler. Böyle bir duruma mânî olunmaması gerekmektedir. Üç talâkla boşanma gerçekleşmişse, kadın, başka bir evlilikle normal bir evlilik hayatı sürmedikçe, eski kocasına helâl olmaz. Böyle yanlış bir evliliğe ise, yakınlarının müdahale ve îtiraz hakkı vardır.
5)KURANDA BEBEK EMZİRME SÜRESİ VE NAFAKA HAKKI NAFAKA CAİZ MİDİR?
Emzirmeyi tamamlamak isteyen anneler, çocuklarını tam iki yıl emzirirler. Onların örfe göre yiyecek ve giyeceklerini sağlamak da çocuk baba tarafına âittir. Hiç kimse gücünü aşan bir şeyle yükümlü kılınamaz. Ne anne çocuğu yüzünden zarara uğratılsın ne de çocuk babasından dolayı zarar görsün. Kendisine mîras kalan kimseye de benzer yükümlülük vardır. Ana-baba, karşılıklı danışarak ve anlaşarak çocuğu sütten kesmek isterlerse, bundan dolayı onlar için bir sakınca yoktur. Çocuklarınızı sütannelere emzirtmek isterseniz münasip olan ücreti verdiğiniz takdirde sizin için bir günah yoktur. Allâh’ın koyduğu hükümlere aykırı davranmaktan sakının ve bilin ki, Allah yaptıklarınızın tamamını görmektedir.” Bakara, 233
Anne-baba, isterlerse, çocuğu iki yıl emzirebilirler ve bu, tam bir emzirme müddetidir. İstemezlerse, bu süre tamamlanmadan önce sütten kesme konusunda anlaşırlarsa iki yıl tamam olmadan da bunu yapmalarında bir beis yoktur
İddet dolmuş ve evlilik münasebeti bitmiş olsa bile, doğmuş çocuğun yiyecek ve giyeceğini, baba temin edecektir. (Talâk, 6)
Evlilik devam etsin-etmesin, çocuğun emzirilmesi, taraflardan birinin zarar görmesine sebep olmamalı, anne ve baba güçlerini aşan şeylerle yükümlü kılınmamalı, birbirlerine anlayış göstermelidirler. Şayet nafaka yükümlüsü olan baba vefat ederse, çocuğun beslenmesi, korunması ve kendine yeterli hâle gelmesine kadar başkalarına da sorumluluk düşmektedir. Babanın vârisleri, bu yükümlülüğü yerine getirirler.
6)İDDET MÜDDETİ NEDİR? İDDET SÜRESİ NE KADARDIR?
İçinizden ölenlerin geride bıraktıkları eşleri kendi başlarına (evlenmeksizin)dört ay on gün beklerler. Bekleme sürelerinin sonuna geldiklerinde kendileri hakkında, normal ölçülerde yapıp ettiklerinden size bir sorumluluk yoktur. Allah, yaptığınız her şeyden haberdardır. Bu kadınlarla evlenme isteğinizi, üstü kapalı bildirmenizde veya içinizde saklamanızda bir sakınca yoktur. Allah bu kadarını onlara söyleyeceğinizi bilmektedir. Fakat meşrû söz söylemeniz dışında, onlarla gizli sözleşme yapmayın. Bekleme emri süresine ulaşmadıkça, evlenme akdi yapmaya kalkışmayın. Bilin ki Allah içinizde olanları bilmektedir. O’ndan sakının ve bilin ki, Allah çok bağışlayıcıdır, halîmdir.” Bakara, 234-235
Kadın iddet beklerken, yas tutar, renkli elbiseler giymez, makyaj yapmaz ve güzel koku sürünmez. Buhârî, Cenâiz, 31 İddet bekleyen kadın, bu süre içinde evlenemez ve kendine açıktan evlenme teklifi yapılamaz, onunla evlenmek isteyenler, bu niyetlerini ancak üstü kapalı ifadelerle (ta‘riz/îmâ yoluyla) hissettirirler.
İddet esnasında kadın, bir zarûret bulunmadıkça, kocasıyla paylaştıkları evde kalır. Bakara, 240)
Cinsî münâsebetten önce boşanan kadın ise iddet beklemez, onlara mârufa (örfe) göre ihsanda bulunmak gerekir. (Ahzâb, 49)
Kocası vefat eden bir kadın 4 ay 10 gün takriben bu süre 130 güne tekabül etmektedir iddet bekler
7)GERDEĞE GİRMEDEN BOŞANMAK CAİZ MİDİR? HANGİ DURUMLARDA MEHİR VERİLMEZ?
Kadınları boşarsanız, onlarla birleşmemiş ve mehir de belirlememiş olursanız, mâlî bir sorumluluğunuz yoktur. Zengin olan gücüne göre, eli darda olan da gücüne göre onlara mâkul ve gönül alıcı bir şeyler versin. İyiler için bu bir borçtur. Bir mehir belirlediğiniz hâlde onlarla birleşmeden kendilerini boşarsanız, belirlediğiniz mehrin yarısını ödemek size borçtur; ancak kadınların bağışlaması veya nikâh bağı elinde olanın hoşgörülü davranması müstesnâdır. Hoşgörülü davranmanız takvâya daha uygundur. Aranızda lütufkâr davranmayı unutmayın. Allah bütün yaptıklarınızı görmektedir.” Bakara, 236-237
Mehir, boşama hakkı elinde bulunan koca bakımından bir “boşama engeli ve müeyyidesi”, kadın için de bir “maddî teminat”tır. Yeni bir evlilik yapıncaya veya maîşet imkânı buluncaya kadar bir süre hayatını idâme ettirme vâsıtasıdır.
Kadının mehri hak edebilmesi ve boşandığında iddetin gerekli olabilmesi için ya kocasıyla cinsî münasebette bulunmaya bir engel bulunmayacak ölçüde ve şartlarda baş başa kalmış (halvet olmuş) olmaları ya da fiilen cinsî münasebette bulunmaları gerekir. Bu iki şart gerçekleşmeden boşama vukû bulmuş ise bakılır
Eğer daha önceden bir mehir üzerinde anlaşma yapılmamışsa, kocanın mâlî bir yükümlülüğü yoktur. Ancak koca, boşadığı eşinin gönlünü almak, onunla iyi duygular içinde ayrılmayı sağlamak için bütçesine uygun ikramlarda bulunmalıdır.
Cinsî münasebetten önce boşanmış kadın için daha önceden bir mehir miktarı belirlenmiş olursa, ayrıldıklarında, koca bunun yarısını ödemekle yükümlüdür.
KIYMETLİ OKUYUCULARIMIZ AKLINIZA TAKILAN MERAK ETTİĞİNİZ HİÇ KİMSELERE SORAMADIĞINIZ TÜM DİNİ VE ZATİ SUALLERİNİZİ TWİTTER ÜZERİNDEN MAİL YOLUYLA VE SİTEMİZDE YER ALAN İLETİŞİM FORMUNU DOLDURARAK İLETEBİLİRSİNİZ
Hayırla Kalın Allah'a Emanet Olun 
Araştırmacı İlahiyatçı Eğitimci Yazar Salih Kebapçı
Twitter.com/@Salihkebapcii Salihkebap1@gmail.com

8 Nisan 2020 Çarşamba

İSLAMA GÖRE TESETTÜR VE MAHREMİYET


Aziz Dostlar Tesettür örtünmek, gizlenmek, bir şeyin içinde veya arkasında gizlenmek demektir Bir fıkıh terimi olarak ise erkek veya kadının şer’an yani şeriata göre örtülmesi gereken yerlerini örtmesi demektir.
Cenâb-ı Hak ayet-i kerimede şöyle buyuruyor “Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına (bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) dış örtülerini üstlerine almalarını söyle. Onların tanınması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.” (Ahzâb, 59)
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hadis-i şerifte şöyle buyurdu “Cehennemliklerden henüz görmediğim (daha sonra ortaya çıkacak) iki grup vardır: Bunlardan biri, sığır kuyrukları gibi kırbaçlarla insanları döven bir topluluktur. Diğeri, giyinmiş oldukları hâlde çıplak görünen, başkalarını da kendileri gibi giyinmeye zorlayan ve başları deve hörgücüne benzeyen kadınlardır. İşte bu kadınlar cennete giremezler. Hattâ, onun çok uzak mesâfeden hissedilen kokusunu dahî alamazlar.” (Müslim, Cennet, 52)
İslâm’dan evvel Araplarda tesettür diye bir âdet mevcut değildi. İslâm’ın ilk yıllarında da tabiî olarak böyle devâm etti. Ancak yukarıda içki ve kumar bahsinde arz edilen tedrîcîlik usûlünün îcâbı olan bu keyfiyetin böylece sürüp gitmeyeceği muhakkaktı. Nihâyet tesettür âyeti indi ve bu âyet ile kadının mevkii yükseltildi. Şeref ve haysiyeti korunup îtibârı arttı. Bir iffet âbidesi hâline getirildi; vakar ve izzet sâhibi bir kimlik kazandı.
Kıymetli Dostlar Diğer taraftan tesettürle alâkalı hüküm, sâdece kadına âit olmayıp erkeği de şümûlüne almaktadır. Yâni bu husustaki emir, kadın-erkek her mü’mine şâmildir.
(Ey Resûlüm!)Mü’min erkeklere, gözlerini (harâma) dikmemelerini, ırzlarını da korumalarını söyle! Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allâh, onların yapmakta olduklarından haberdardır. Mü’min kadınlara da söyle Gözlerini (harâma bakmaktan) korusunlar; nâmus ve iffetlerini muhâfaza etsinler. Görünen kısımları (yüz, el, ayak) müstesnâ olmak üzere zînetlerini teşhîr etmesinler. Başörtülerini yakalarının üzerine (kadar) örtsünler...”(Nûr, 30-31)
Kadının örtünmesiyle kadınlık şahsiyeti korunmaktadır. Kadın, örtüsüyle karşısındakine bir zerâfet ve nezâket hissi vermektedir. Aksi hâlde kadın, nefsânî arzuları tahrîk eden bir şehvet vâsıtası hâline getirilmiş olur. Bu da onun şahsiyet ve haysiyeini alçaltır ve annelik vakarını zaafa uğratır.
Değerli Dostlar Burada bilhassa işâret edilmesi gereken nokta şudur ki, yaratılış itibâriyle kadın ve erkek nefisleri arasında fark vardır. Bu da, kadın ve erkeğe âit ilâhî tâyinle olan vazîfe ve buna bağlı husûsiyet farkından doğmuştur. Bunun için tesettürün, kadına âit şekli ile erkeğe âit şekli değişiklik arz eder. Zîrâ kadın, erkeğe göre yaratılıştan câzibelidir. Tesettürden uzaklaşarak kendisini topluma bir nevî deşifre ettiğinde, nezâket ve zarâfeti zaafa uğrar. Annelik vasfı ve nesli koruma husûsiyeti zarar görür.
Bu bakımdan onun câzibesi,tesettür emri ile yalnız efendisine tahsîs edilmiştir. Çünkü kadın ve erkek arasında neslin devâmı için birbirlerine karşı değişmez bir fıtrî temâyül mevcuttur ki, tesettür emrine riâyet edilmediği takdirde bu meyil, ilâhî hudutları çiğnemek gibi felâketlere dûçâr edecek kadar tehlikeli bir ahlâkî çöküntüye sebep olur. Nitekim Cenâb-ı Hakk’ın “Zinâya yaklaşmayınız!..”(İsrâ, 32) emr-i ilâhîsindeki nüktelerden biri de;“Tesettüre riâyetsizlikle zinânın yolunu açmayınız; ona imkân hazırlamayınız!” demektir.
Bu, artık mutlak bir hükümdür. Dikkat edilirse, İslâm, zâhiren câzibesi olmayan bir kadına da tesettürü emretmiştir. Yâni “Bu kadın, başını, kolunu ve ayaklarını açsa da açmasa da bir şey fark etmez, zâten dikkat çekici değildir.” denilemez. Burada kadının, tesettürle kadınlık vakârının korunması esastır.
Sevgili Dostlar İnsanın fıtratını dikkate alıp ona göre hükümler koyan İslâm, kadınlık ve erkekliğin îcaplarını da gözetmektedir. Bunun için Peygamber Efendimiz, kadına benzemeye çalışan erkeklerle, erkeklere benzemeye çalışan kadınlara lânet etmiştir. Buhârî, Libâs, 61. Bu tehlikeden muhâfaza için hanımlar, sâliha hanımların meclislerinde bulunmaya gayret etmelidirler. Çünkü insan, kiminle oturup kalkarsa, onun hâliyle hâllenir. Bu, bir psikoloji kânunudur. Kadın, erkeklerle karışık bir sokak hayâtına girdiği zaman, kadınlık duygularını ve o güzel kadınlık husûsiyetlerini kaybeder.
Kadınlarla erkeklerin giyim kuşamda birbirlerine benzemeleri de yasaklanmıştır. Ebû Dâvûd, Libâs, 28/4098. Allâh Resûlü, kadın gibi giyinen erkeklerin ve erkek gibi giyinen kadınların, rahmet-i ilâhiyyeden uzak kalacaklarını bildirmiştir. Zîrâ her iki tarafın da kadınlık ve erkeklik haysiyetini muhâfaza etmeleri gerekmektedir.
Ayrıca karşı cinsin giyimini taklid etmek, şahsiyet ve karakter bozukluklarına da sebep olmaktadır. Meselâ kendi cinsiyetinin gerektirdiği elbiseler yerine, -herhangi bir sebeple karşı cinse âit giyim tarzını benimseyen insanların, tavırlarında da zamanla bu yönde bir değişim görülmektedir. Bu da fıtratın bozulması mânâsına gelir.
Aziz Kardeşlerim burada bir hususu arz etmek istiyorum İslama göre tesettür farzdır tesettürün şekli rengi modeli çeşidi farz değildir İslama göre en uygun tesettür şekli şudur veya bunlardır diye bir kaide ilmihal bilgisi mevcut değildir ölçümüz şudur sokağa çıkarken dar vücut hatlarını net bir şekilde ortaya çıkaran şeffaf cazip dikkat ve ilgi çekici bir giyim tarzı olmadığı sürece kadının her giydiği giyisi elbise tesettüre uygundur farzı yerine getirmeye çalışıyordur diyebiliriz aksi ise tesettürden bahsedebilmemiz mevzu bahis olamaz ancak hadisi şerifte geçen giyinik çıplaklardan söz edebiliriz
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, Hazret-i Aişe radıyallahu anha validemizin ablası Hazret-i Esmâ’nın radıyallahu anha ince bir elbise giydiğini görünce başını çevirmiş ve “-Esmâ! Bulûğa erdikten sonra kadınların, (yüzüne ve eline işâret ederek) şu ve şundan başka bir yerinin görülmesi doğru olmaz!” buyurmuştur. Ebû Dâvûd, Libâs, 31/4104
Hayırla Kalın Allah'a Emanet Olun
Araştırmacı İlahiyatçı Eğitimci Yazar Salih Kebapçı Twitter.com/@Salihkebapcii

31 Mart 2020 Salı

İLAHİ RAHMET VE MAĞFİRET GECESİ BERAT KANDİLİ


Kıymetli Dostlar Berat Kandili (gecesi) Şaban ayının on beşinci gecesidir. Aslı“Berâet”tir. Berat sözlükte;“bir zorluktan kurtulmak ve beri olmak demektir. ayrıca bu geceye “Leylei Mübâreke” bereketli bir gece. “Leyle-i Berâe” “Leyle-i sâk”, vesîka gecesi “Leyle-i rahme” ve rahmet gecesi denir.Bu gecede, bir yıl içinde olacak bütün işler hükme bağlanıp ifası için Cenab-ı Hak tarafından meleklere verilir. Gecesini ibadet ve dua ile gündüzünü oruçlu geçirmek faziletlidir. Berat gecesine ait beş haslet vardır

1-Her önemli iş bu gecede ayırt edilir.

2-O gecedeki ibadetin fazileti büyüktür.


3-İlâhi rahmet yayılır.


4-Mağfiret gecesidir.


5-O gece, Resûlüllah’a şefaat hakkının tamamı verilmiştir.

Çünkü, Hz. Muhammed (s.a.v.), Şaban’ın onüçüncü gecesi ümmeti hakkında şefaat istemiş, bu şefaatin üçte biri verilmiş, ondördüncü gecesi yine istemiş, üçte biri daha verilmiş, onbeşinci gece yine talep etmiş, bu gece şefaatın tamamı ihsan edilmiştir. Bu şefaatten mahrum olanlar, devenin ürküp kaçtığı gibi Allah’tan kaçanlardır Berat gecesi hakkında Allah Resulü şöyle buyurmuştur
Şaban ayının onbeşinci gecesi olduğu zaman, gecesinde ibadete kalkın. Ve o gecenin gündüzünü oruç tutun. Çünkü o gece güneş batınca Allah Teâlâ (Keyfiyeti bizce meçhul bir halde) dünyaya en yakın göğe inerek (o andan) fecir oluncaya kadar: “Benden mağfiret dileyen yok mu, onu mağfiret edeyim. Benden rızık isteyen yok mu, onu rızıklandırayım. (Bir bela ile) mübtela olan yok mu, ona kurtuluş vereyim. Şöyle olan yok mu? Böyle olan yok mu?” buyurur.”(İbn Mâce, H. no: 1388)
Diğer bir hadisi şerifte ise şöyle buyuruluyor
Bu gece Şaban’ın onbeşinci gecesidir. Allah Teâlâ bu gecede Beni Kelb kabilesinin koyunlarının tüyleri sayısınca insanları Cehennem’den kurtarır. Ancak kendisine şirk koşanların, müslümanlara karşı kin ve düşmanlık besleyenlerin, akrabaları ile münasebeti kesenlerin, gururlu ve kibirlilerin, ana-babasına asî olanların ve içki içmeye devam edenlerin yüzüne bakmaz.”Buhârî, et-Tergîb ve’t-Terhib, II, 118
Cenab-ı Hak, rivayete göre Kur’an’ın Levh-i Mahfuz’dan dünyaya indirildiği Berat gecesi için Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor
"Apaçık Kitaba yemin olsun ki, Biz Kur’an-ı mübarek bir gecede indirdik. Biz, gerçekten uyarıcıyız. O mübarek gecede, her hikmetli iş katımızdan bir emirle ayırt edilir." Duhan 1-4
BERAT GECESİ YAPILACAK İBADETLER

1)Oruç Tutmak Peygamber Efendimizin, Ramazan dışında en çok oruç tuttuğu ay, Şâban ayı idi. Ayşe (r.a.) şöyle dediResulullah hiç bir ayda, Şâban ayında tuttuğu oruçtan daha fazla oruç tutmazdı. Şâban ayının tamamını oruçlu geçirirdi.” Müslim, Sıyâm 176; İbni Mâce, Sıyâm 30

Burada bir hususu arz edelim kandil günlerine özgü özel olarak tutulması şart bir oruç yoktur kandil orucu diye bir oruç çeşidi yoktur kandil günlerinde tutulan oruç nafile oruçtur farz değildir Oruç farz vacip ve nafile olmak üzere üç gruba ayrılır farz olan oruçlar ramazan ayında tutulan oruç ile ramazan ayında tutulamayan kazaya kalan kaza edilen keffaret oruçlarıdır Vacip oruçları ise Adak oruçları ile bozulan nafile oruçların kaza edilenleri farz ve vacip dışındaki tüm oruçlar ise nafile oruçtur 

2)Kaza ve Nafile Namaz kılmak Mübarek gün ve gecelerde en önemli ibadetlerden bir tanesi de nafile veya kaza namazları kılmaktır kaza namazı borcu olan kardeşlerimiz kaza namazı kaza namazı borcu olmayan kardeşlerimiz bu geceyi nafile namazlar kılarak değerlendirebilir

Burada bir hususu daha arz etmek istiyorum mutelif kitaplarda bu gece kılınması gereken 100 rekat namaz olduğu yazılır ancak sahih kaynaklarımızda böyle bir namaz yoktur bizzat şahsım 3 hafta araştırma yaptım bu namazın kuran veya sünette özellikle sünnette sahih hadis kaynaklarında böyle bir namaza rastlamadım bu namaz bir takım şahısların (cemaat ve tarikat)intisap etmiş kimselerin bakkal hesabı mantığıyla ortaya çıkardığı açık kapatmak için ihdas ettiği namazdır bu tip kaynaksız delilsiz ibadet namaz dua zikir icat eden şarlatanlara itibar etmeyelim

3)Kuranı Kerim okumak Kurʼânʼın nüzulüyle ilgili mübârek iki gece vardır, Beraat gecesi ve Kadir gecesi. Beraat gecesi, ilm-i ilâhîden topluca zâhir olup meleklere yazdırıldığı gecedir. Kadir gecesi, fiilen indirildiği gecedir.Yani Kurʼân-ı Kerîmʼin dünya semâsına icmâlen nüzûlü/inişi Beraat gecesinde, tafsîlen nüzûlü de Kadir gecesindedir İbni Mesut’tan (r.a.) rivayet edildiğine göre, Resûlullah, şöyle buyurdu
“Kim Kur’ân-ı Kerîm’den bir harf okursa, onun için bir iyilik sevabı vardır. Her bir iyiliğin karşılığı da on sevaptır. Ben, elif lâm mîm bir harftir demiyorum; bilâkis elif bir harftir, lâm bir harftir, mîm de bir harftir.” Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’ân 16
İbni Abbâs’dan (r.a.) rivayet edildiğine göre, Resûlullah şöyle buyurdu “Kalbinde Kur’an’dan bir miktar bulunmayan kimse harap ev gibidir.” Tirmizî, Fazâilü’l-Kur’ân 18 

Burada bir hususu daha arz etmek istiyorum berat gecesinde sadece kuranı kerimi okumayalım hem kuranı kerimi mealiyle birlikte okuyalım hem de okuduğumuz ayetler üzerinde tefekkür tezekkür tedebür edelim İlimle meşgul olalım hadisi şerifler öğrenelim ilmihal bilgileri öğrenelim kısacası ilimle de meşgul olmaya gayret edelim

4)Tevbe Ve İstiğfar etmek Allah Teâla şirke düşmeyenlerin büyük günahlarını affedeceğini bu gecede müjdelemiştir. Müslim, Îman, 279 Hazret-i Peygamber Efendimiz “Ben, günde yüz kere istiğfâr ederim…”Müslim, Zikir, 42 buyurmuşlardır.
5)Salavat Getirmek Resûlullah’a salavat getirmeyi Allah Teâla emretmiştir. Ayrıca hadis-i şeriflerde salavat getirenin bütün sıkıntılarının giderileceği bildirilmiştir. Ayet-i kerîmede buyrulur “Şüphesiz ki Allâh ve melekleri, Peygamber’e çokça salât ederler. Ey iman edenler ! Siz de O’na salavât getirin ve tam bir teslimiyetle selâm verin!” Ahzâb, 56
Übey bin Kâb (r.a.) diyor ki Hazret-i Peygamber Efendimiz’e

«– Yâ Resûlallâh! Ben sana çok salavât-ı şerîfe getiriyorum. Acaba bunu ne kadar yapmam gerekir?» diye sordum.

«– Dilediğin kadar yap.» buyurdu.

«– Duâlarımın dörtte birini salavât-ı şerîfeye ayırsam uygun olur mu?» diye sordum.

«– Dilediğin kadarını ayır. Ama daha fazla yaparsan senin için hayırlı olur.» buyurdu.

«– Öyleyse duâmın yarısını salavât-ı şerîfeye ayırayım.» dedim.

«– Dilediğin kadar yap. Ama daha fazla yaparsan senin için hayırlı olur.» buyurdu. Ben yine:

«– Şu hâlde üçte ikisi yeter mi?» diye sordum.

«– İstediğin kadar. Ama artırırsan senin için iyi olur.» buyurdu.

«– Öyleyse duâya ayırdığım zamanın hepsinde sana salavât-ı şerîfe getirsem nasıl olur?» deyince:

«– O takdirde Allâh bütün sıkıntılarını giderir ve günahlarını bağışlar.» Buyurdu.” Tirmizî, Kıyâmet, 23

6)Hamd Etmek Ve Şükür Halinde Bulunmak Bu mübârek gecelerde Rabbimize çokça hamd etmeli ve şükür halinde bulunmalıyız. Âyet-i kerîmede“Ölümsüz ve daima diri olan Allah’a güvenip dayan. Onu hamd ile tesbih et!…”(Furkân sûresi, 58) buyrulmaktadır.Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuşlardır

Meşrû işlere Allah’a hamd ile başlanmazsa hayır ve bereketi kesilir.”İbn-i Mâce, Nikâh, 19; Ebû Dâvud, Edeb, 18

Şükür, îmânın yarısıdır…”Süyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, I, 107

Cenâb-ı Hakk’ın nîmetlerine hamd ü senâ, insanı nîmetin zevâlinden emîn kılar.” Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağir, no: 3836

Allah’a hamdetmek şükrün başıdır. Allah’a hamdetmeyen bir kul O’na şükür etmemiştir.”Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağir, no: 3835

7)Allah’ı Çokça Zikretmek Allah yolunda infakta bulunup sadaka vermenin kişiyi pek çok tehlike ve belâlardan muhâfaza edeceği, buna ilâveten sadaka sahibini Muhabbetullâh’a nâil eyleyeceği unutulmamalıdır.Bu müstesnâ geceler de sadaka vermeye en güzel vesilelerdir. Zira Cenâb-ı Hak şöyle buyurmuştur

Allah yolunda infâk edin! Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. Bir de ihsanda bulunun. Zira Allah, muhsinleri (iyilikte bulunan, işini güzel yapan ve ihsan şuuru ile yaşayanları) sever.” Bakara, 195

Efendimiz, zengin-fakir her mü’mini infâka teşvik eder; bir hurmadan başka bir şeyi olmayan için“Yarım hurmayla da olsa Cehennem ateşinden korunun, onu da bulamazsanız güzel ve hoş bir söz ile korunun.”buyururdu. Buhârî, Edeb, 34

Sevgili Kardeşlerim Burada da bir hususu arz edelim zikrin sayısı yoktur Allah'ı zikrin bir sayısı olamaz sayı ile Allah'ı zikir diye bir şey yoktur sevgili peygamberimizin hadisi şeriflerinde zikrettiği sayıda zikir hariç sayı ile zikir yapılmaz
Berat Kandilinin memleketimiz milletimiz ve alemi islam için hayırlara vesile olmasını ümmeti muhammedin kurtuluşuna sağlık sıhhat ve afiyetine vesile kılmasını cenabı mevladan niyaz ederim Kandiliniz mübarek olsun Allah'ın selamı rahmeti bereketi mağfireti ikramı ve ihsanı üzerinize olsun Hayırla Kalın Allah'a Emanet Olun

Araştırmacı İlahiyatçı Eğitimci Yazar Salih Kebapçı https://twitter.com/Salihkebapcii